
BEKLEMEK İNTİZARIMDIR
Kapatıp gözlerimi sensizliği yazıyorum ezberden, gökler sağnak sağnak
yalnızlık yağdırırken üstüme, ben içimde bulutlar biriktiriyorum
müzmin kavgalarıma... Sana kavgalar büyütüyorum İstanbul, boşalan sevda sokaklarında...
Sana kahırlar biriktiriyorum İstanbul,
bir ah'la devriliyor üstüme hasret kentleri...
Çilesi hayat olan bir cezayı çekiyorum müebbet, söylesene ne zaman çıkar af ölüme?
Sana bestelediğim şarkılar hala hüzzam, içimi döktüğüm denizler hala hırçın...
Her gece yastığıma biriken gözyaşlarımı "bu son yağmurumdu yokluğunun
çorak toprağına rahmet diye inen" diyerek doğan güneşe asarken bedbin bir
kahır oluyor umut... Son kez bakar gibi baksam da sokaklarına, biliyorum
yeniden yazılacak kaderim yollarına...
Şimdi cümle cümle yokluğunu yazıyorum, kahırdan pas tutmuş yüreğime...
Yaramaz bir çocuk oluyor kalbim... Laf anlamıyor... Yoktan anlamıyor bir türlü...
Lisanım lâl kalıyor adından başkasına, kelimeler acıya çalıyor... Olmuyor sensiz...
Sensizliğin ötesi bensizliğe çıkıyor!
Silindi hafızamdan artık seni olmayan cümleler...
Sensizliğime inat senli cümleleri miğfer yapıyorum hayata...
Kan kaybeden yaram "zaman" şimdilerde...
Şimdilerde;
küskün papatya kırılganlığıyla bakıyorum bahara, boynu bükük, kırgın, zavallı...
Anla ki; hala küskünüm yokluğuna... Anlaki hala kabuk bağlamadı yaran!!
Oluk oluk kahır damlıyor yaralarımdan, dönüşü olmayan bir uçuruma
sürükleniyor yokluğun...
Bilmiyorum, şimdi hangi satıra gizlenir aşikar öfkeler? Ben öfkeden kalkan
yumruklarda gizliyorum seni... Öyle yakışıyorki adın isyanıma...
"Davam" diyorum sana... Kavgama en çok yakışansın sen...
Acıyı AŞK diye kalbime hapsedensin... Bu yüzdendir sevdanı dava yapışım,
bu yüzdendir davamın kavgalarında kalbimden dağlanışım!!!
Yar! Ya gel şirinim ol sevdanı sal yüreğime, yada git en güzel şiirim kal kalemimde...
Yeterki bekletme umudumu hayatın buruk kelimelerinde..
Dört yanımı saran bu bekleyişlerimden alıp kendimi beklentisiz yarınlara adıyorum.
Saçma sapan bir hayatın orta yerinde içimdeki mahşer kalabalığında kaybolmamak
adına, dilsiz suskunluklar biçtim lisanıma... Sağır bir yalnızlık, anlamsız sensizliğim
le yaşadığımdan çok yaşlanıyorum...
Aynalar neden bu kadar acımasız, neden bu kadar gaddar?
Çocuksu gülüşümü, masum bakışımı silip attı yüzünden umursamazca...
Oysa ben her sabah aynaya baktığımda çocuk gülüşlerimi biriktiriyordum yarınlarıma
titiz bir itinayla...
Oysa ben her sabah aynaya baktığımda gözlerimde biraz sen biriktiriyordum birgün gözlerimdeki boşluğu doldurman umuduyla...
Şimdi gözüm sensizliğin yangınlarında yanıyor kör olurcasına...
Bu sefer kötü yandım, ateşle oynadım...
Seyri firur etmenin zamanı geldi artık, senin olmadığın bu içimden çekip gitmenin zamanı geldi.. .
La mekan gönlüme ansızın giren bu beklenmedik sende kim? Bil ki yaşanılası
değildir ömrüm, ömrüm yaşanmamışlıkların enkazıdır... Ömrüm hayali
korkunç ütopyaların masum kurbanıdır... Demek geldin... Geldin de..
Yaşamı hayata teğet geçen, bu ölüm kokan gönülde, enkazımın ağır olduğunu
hesaba katmadan mı geldin... Şimdi mekansızlığımamı, gelişinin hesapsızlığınamı,
geldiğin gibi gidecek oluşunamı yanmalıyım? Şimdi bu gelişini yoksa gelmemişmi
saymalıyım? Senli uykularımda cennet yeşili baharı görüyorum rüyalarımda,
Şimdi verip aşkı aşksızlık yangınına, gidiyorum sevdasız yamaçlara,
hayatla kardeş oldumya, bütün aşklar haram bana...
ALINTI